Kaybolma İsteği: Yok Olmak mı İstiyoruz, Sahneden İnmek mi?
カートのアイテムが多すぎます
カートに追加できませんでした。
ウィッシュリストに追加できませんでした。
ほしい物リストの削除に失敗しました。
ポッドキャストのフォローに失敗しました
ポッドキャストのフォロー解除に失敗しました
-
ナレーター:
-
著者:
Uzun bir yemek masasındasın, bir süredir konuşmuyorsun ve kimse fark etmemiş. Sonra aklına şu soru geliyor: “Sandalyem boş olsa kaç dakika sonra anlaşılırdı?” Bu bölümde, kimseye söylenmeyen ama çoğumuzun bildiği bir hissi konuşuyorum: “Ben olmasam hiçbir şey değişmez.” Baştan söyleyeyim, bu bölüm ölmek istemek hakkında değil; olmamak istemek, bakılmıyor olmak istemek hakkında. İkisinin farkını ayırarak başlıyorum.
Rosenberg’in “mattering” kavramına ve Flett’in görünmez hissetme üzerine kitabına bakıyorum. Goffman’ın sahne-kulis benzetmesini, Japonya’daki jōhatsu’ları, “buharlaşanları” anlatıyorum. Camus’nün Sisifos’una, kayanın yuvarlandığı anda ne gördüğüne gidiyorum. Kaybolma isteğinin çoğu zaman neden performans yorgunluğu olduğunu ve “bir şey değişmez” hissinin bir ölçüm değil, tersten söylenmiş bir ihtiyaç olduğunu konuşuyorum.
Uzman değilim, okuduklarımı anlatıyorum. Bu bir ders değil, sesli düşünme.
Bölümün sorusu: Yok olmak istediğinde, aslında neyden kaybolmak istiyorsun?