『Hüsnükabul』のカバーアート

Hüsnükabul

Hüsnükabul

著者: Apaçık Radyo
無料で聴く

今ならプレミアムプランが3カ月 月額99円

2026年5月12日まで。4か月目以降は月額1,500円で自動更新します。

概要

Hüsnükabul programı insanların "öteki” ile (başkalarıyla) ile olan biraradalık ilişkilerini tartışan bir radyo programı. Kalıcılık ve geçicilik, içerme ve dışlama, kamusal ve özel, misafir ve ev sahibi kavramlarına mültecilik perspektifinden hak temelli olarak yaklaşıyor. Hazırlayan ve sunan: Ferhat Kentel, Taha Elgazi, Waseem Ahmad SiddiquiApaçık Radyo 政治・政府 政治学
エピソード
  • Daniel Levy ile söyleşi: Kendimize soruyoruz, "Neyi feda ediyoruz?" Ve bence cevap, "Kesinlikle hiçbir şey feda etmiyoruz"
    2026/04/29

    Londra'dan İsrailli barış müzakerecisi Daniel Levy ile bir röportaj yapma fırsatı bulduk.

    Daniel Levy, Orta Doğu ve İsrail-Filistin çatışması konusunda uzmanlığa sahip İngiliz-İsrailli bir analist, yorumcu, yazar ve İsrail hükümetinin eski danışmanı. Kendisi daha önce Taba zirvesi ve Oslo 2 barış sürecinin bir parçası olarak İsrailli müzakereciydi.

    Daniel'in The Guardian’da yayınladığı son makalesinin başlığı: “Benyamin Netanyahu ‘Büyük İsrail’den Bahsederken Aslında Neyi Kastediyor?”

    Burada sizlerle sadece Daniel Levy’ye sorduğum son sorunun yanıtını paylaşmak istiyorum:

    Daniel Levy, röportaj sırasında Daniel Levy’ye yönelttiğim son soru şuydu: “İçinde bulunduğumuz bu dünyada kendimizi nasıl yeniden konumlandırabiliriz? …Eşi benzeri görülmemiş bir vahşet ve saygısızlığı dünyanın bugüne kadar tanık olduğu en aşağılayıcı söylemlerin eşlik ettiği korkunç bir savaş döneminden geçiyoruz—bu sözler büyük güçlerin, cumhurbaşkanlarının ve üst düzey kabine üyelerinin ağzından çıkıyor. Bu, hepimiz için son derece aşağılayıcı bir an. Bunu nasıl aşabiliriz?”

    Soruma Daniel şöyle cevap verdi: “Bu son derece önemli bir soru ve bence çoğumuzun aklında olan bir soru; burada ‘biz’ dediğimde kendimi de dahil ediyorum. Biz—Batı’dan gelen, beyaz, Yahudi olan ve bu eylemlerin atfedildiği kişiler. Çünkü aramızda söylenenlere, yapılanlara ve bunların kimin adına yapıldığına bakan birçok kişi olduğuna inanıyorum. Bu, günlük hayatımızda farkında olduğumuz bir şeyin en çirkin, en korkutucu tezahürüdür; yani, böylesine adaletsiz, eşitsiz bir dünyada yaşadığımız gerçeğinin tezahürüdür,” diyor. Ancak ekliyor: “Farklı bir gelecek hayal etmeye başlamalıyız.”

    続きを読む 一部表示
    21 分
  • Raza Rumi ile söyleşi: “Zira pek çok toplum iç çatlaklar ve çöküşlerle karşı karşıya”
    2026/04/22

    13 Nisan 2026 tarihinde, New York saatiyle sabah 09:00’da ve İstanbul saatiyle ise öğleden sonra saat 16:00’da Raza Rumi ile röportaj yapma fırsatı bulduk.


    Raza, siyaset analisti ve gazeteci. Pakistan'ın Lahor kentinde doğdu. Hayatının önemli bir bölümünü 2014 yılının Mart ayından itibaren sürgünde geçirdi. Pakistan'daki insan hakları ihlallerine karşı mücadelede önde gelen bir kamuoyu sesi. Halen Friday Times gazetesinin editörü ve çevrimiçi medya platformu Naya Daur Media'nın genel yayın yönetmenliğini yürütmekte.


    Biz Raza Rumi ile röportajda küresel siyaset, savaşlar, ateşkes süreçleri ve toplumsal uyum krizinin tartışılmasına odaklandık. Özellikle, Pakistan’ın İran-ABD ve Lübnan bağlamındaki arabuluculuk rolü değerlendirilirken, nükleer silahlar, petrol yolları ve Hürmüz Boğazı gibi stratejik konuların çatışmalar üzerindeki etkisi ele aldık. Ayrıca Pakistan başta olmak üzere birçok ülkede insan hakları ihlalleri, mülteci politikaları, iç baskılar ve ulus devletlerin ahlaki meşruiyet kaybı sorguladı, Raza Rumi siyaset analisti ve gazeteci.

    続きを読む 一部表示
    24 分
  • Filistinli esirler adına: “Suç Duyurusu!”
    2026/04/15

    8 Nisan 2026 tarihinde Çağlayan Adliyesi'nin adına “Filistinli esirler adına: ‘Suç duyurusu’” başlıklı basın açıklaması yapılmıştı. Biz de bu vesileyle Gülden Sönmez'i ağırlıyoruz.

    Ancak öncesinde, Pakistan’ın başkentinden İslamabat’ta ABD ile İran arasında iki gün süren ateşkes görüşmeler ile ilgili bir görüş yazısıyla ilgili özet olarak bahsetmek istiyorum: Sık sık dile getirdiğimiz, Harvard Kennedy Okulu Uluslararası İlişkilerde Profesör, Lahor Üniversitesi Dekanı, Rabia Akhtar, 13 Nisan 2026 tarihinde, yeni bir yazı daha kaleme almış: “Pakistan, Ateşkes ve Savaş Sonrası Ortadoğu’nun Biçimi” (Pakistan, the Ceasefire, and the Shape of the Post-War Middle East).


    Rabia Akhtar, bu yazıda, “ABD ile İran arasında ilan edilen iki haftalık ateşkes, barış değildir. Bu, bölgesel düzenin ne kadar kırılgan olduğunu, Hürmüz Boğazı’nın ne kadar çabuk küresel bir baskı aracına dönüşebileceğini ve sınırlı çatışma ile sistemik çöküş arasındaki çizginin ne kadar ince olduğunu ortaya koyan bir savaşın ara vermesidir,” diyor.


    Pakistan’ın bu ateşkesin sağlanmasında oynadığı rol, çatışmayı çözdüğü için değil, stratejik kriz anlarında coğrafya, güven ve diplomatik hafızanın hâlâ önem taşıdığını bölgeye hatırlattığı için önemlidir. Pakistan, mevcut ateşkesin sağlanmasında kilit bir rol oynadı ve İslamabad’da takip eden diplomatik görüşmelere ev sahipliği yaptı; ancak ateşkes, özellikle Lübnan ve deniz erişimi konusunda hâlâ kırılgan ve tartışmalı bir durumda.


    Bu savaşın ardından ortaya çıkacak durum, savaş öncesi Ortadoğu’ya benzemeyecektir. Silahlar susmuş olsa bile, bölgenin eski dengesine dönmesi pek olası görünmüyor. Bunun yerine, bölge daha militarize, daha ağa bağlı ve krizlere daha yatkın bir düzene doğru ilerliyor: Körfez’in güvenliği, İran’ın nükleer potansiyeli, İsrail’in hareket özgürlüğü, ABD’nin bölgedeki varlığı ve orta güç arabulucuların rolü gibi konuların hepsinin birden yeniden müzakere edileceği bir düzene. Ateşkesin kendisi bile çatlakları ortaya koyuyor. Washington ve Tahran bir ara verilmesi gerektiği konusunda hemfikir, ancak tam olarak neyin kararlaştırıldığı konusunda anlaşamıyorlar. Pakistan ve İran, ateşkesin Lübnan’ı da kapsaması gerektiğini söylerken, ABD ve İsrail bu yorumu reddediyor. Bu, önemsiz bir uyuşmazlık değil. Bu ateşkesin nihai bir çözüm değil, çözülmemiş savaşlar üzerinde askıya alınmış, tartışmalı bir çerçeve olduğunu gösteriyor.


    Şimdi, esas konuya gelirsek, 8 Nisan 2026 tarihinde, Çağlayan Adliyesi'nin adına 'Filistinli esirler adına ‘Suç duyurusu’' olarak bir basın açıklaması gerçekleşti. İstanbul'da Av. Gülden Sönmez’in de yer aldığı bir grup avukat ve insan hakları savunucusu, İsrail cezaevlerinde tutulan Filistinlilere yönelik işkenceleri ve idam yasasını, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyine ve Ulusal Yargı Mekanizmalarına taşıdı. Ayrıca, temsil ettiği 18 Filistinli tutuklu ve yakınları adına İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundular. İsrail zindanlarında hayatını kaybeden 145 kişinin bilgilerini de içeren dilekçemizde kimliklerini tespit ettiğimiz Türk vatandaşı İsrailliler de bulunmaktadır. İsrailli sorumlu kişiler hakkında INTERPOL vasıtasıyla yakalama talep edilmiştir.

    続きを読む 一部表示
    28 分
まだレビューはありません