Vijay Prashad ile Söyleşi: "Bunu - Ütopik umutsuzluğu (!) - reddediyorum"
カートのアイテムが多すぎます
カートに追加できませんでした。
ウィッシュリストに追加できませんでした。
ほしい物リストの削除に失敗しました。
ポッドキャストのフォローに失敗しました
ポッドキャストのフォロー解除に失敗しました
-
ナレーター:
-
著者:
概要
Vijay Prashad ile yaptığımız röportajın geri kalan kısmını yani röportajın tamamına kulak veriyoruz.
Geçen hafta Vijay, Walter Benjamin'in Tarih Meleği üzerine yazdığı denemeyi “ütopik umutsuzluk” olarak nitelendirmişti. “Bu Avrupa medeniyetine bakan felç olmuş bir bakıştır. Bu bizim hayatımızı yansıtmaz Waseem. Atalarımın ve senin ailenin şehri olan Lahor'daki her çocuğun okuyabileceği, geceleri aç kalmadan uyuyabileceği gün gelsin. Geriye değil, ileriye bakıyoruz. Bunu reddediyorum.” demişti.
Vijay, Batı merkezli bir “istisna” algısını sorgulayarak cevap veriyor. Ona göre bugün yaşananlar, özellikle Küresel Güney açısından yeni değil; sömürgecilik, darbeler, kitlesel ölümler ve ekonomik yıkım, bu coğrafyaların yüzyıllardır süregelen deneyimleri. Vijay, asıl meselenin tekil felaketlere odaklanmak değil, bu felaketleri mümkün kılan küresel sistemleri ve güç ilişkilerini görünür kılmak olduğunu vurguluyor. Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından Batı’nın —özellikle Amerika’nın— dünya sistemini neredeyse sınırsız biçimde şekillendirdiğini, bunun bedelinin ise Küresel Güney halklarına ödetildiğini ifade ediyor. Ancak bu tabloyu mutlak bir umutsuzlukla değil, tarihsel bir bakış açısıyla ele almak gerektiğini savunuyor.
Söyleşinin ilerleyen bölümünde tartışma, tarihçi Alfred McCoy’un “ABD çökmekte olan bir imparatorluktur” tezine odaklanıyor. Vijay, ABD’nin ekonomik ve diplomatik gücünde ciddi aşınmalar yaşandığını kabul etmekle birlikte, askeri kapasitesinin hâlâ benzersiz olduğunu ve bu nedenle klasik imparatorluk çöküşleriyle bire bir kıyaslanamayacağını söylüyor. Ona göre mesele, ABD’nin tamamen çöküp çökmediğinden ziyade, dünyanın tek kutuplu bir yapıdan çok kutuplu ve çok aktörlü bir düzene doğru evrilip evrilmediği. Bu bağlamda Vijay, yeni bir hegemonun ortaya çıkmasından çok, hukuka, karşılıklı tanımaya ve uluslararası anlaşmalara dayalı bir dünya düzeninin mümkün olup olmadığını tartışmaya açıyor.