Dışarıdaki koşullar kaotikleştiğinde, hakkımızda gerçeği yansıtmayan şeyler söylendiğinde ya da farklı yönlerden kontrol edilmeye çalışıldığımızda ilk dürtümüz çoğu zaman karşılık vermek olur.
Kendimizi açıklamak, gerçeği düzeltmek ve doğru kelimeleri bulmak isteriz. Oysa her soru gerçekten cevap aramaz; her konuşma anlamaya, her ilişki karşılıklı etkilenmeye açık değildir.
Bedenin Bildiği Anlam serisinin dördüncü bölümünde, kaosun içinde kendi merkezimizde kalmanın ne anlama geldiğini araştırıyoruz.
Merkezde kalmak hiçbir şeyden etkilenmemek, öfkeyi bastırmak ya da sürekli sakin görünmek değildir. Bedenimizde, duygularımızda ve düşüncelerimizde oluşan hareketi fark ederken kendimizi terk etmemektir. Bazen konuşmak, bazen sınır koymak, bazen uzaklaşmak, bazen de hiçbir karşılık vermemek gerektiğini ayırt edebilmektir.
Bu bölümde bedenlenmiş zihin yaklaşımı, interosepsiyon, otonom sinir sistemi ve polivagal perspektif üzerinden bedenin anlam oluşturmadaki rolüne bakıyoruz. Bedenin verdiği sinyalin gerçek olduğunu; fakat bu sinyali bağlamı içinde okumayı öğrenmemiz gerektiğini konuşuyoruz.
Çünkü beden yalan söylemez. Ama bedenin dilini öğrenmek gerekir.
Bölümün sonunda ise düşüncelerimize ne kadar yatırım yaptığımızı fark etmeye ve dikkatimizi yeniden nefese taşımaya yönelik sade bir uygulama bulunuyor.
Bu seri, her hafta yürüttüğüm atölyelerin ve ileride açacağım Somatik Anlam Rehberliği Temel Eğitimi’nin düşünsel ve deneyimsel zeminini besleyen çalışmalardan biri. Bedeni yalnızca taşıdığımız bir yapı olarak değil; algılayan, öğrenen, hatırlayan ve anlam oluşturan büyük bir akıl olarak ele alıyoruz.
Sakinlik, tepkinin yokluğu değil; doğru karşılığın ortaya çıkabileceği açıklıktır.