『Rescue in the Snow: Emine's Daring Pamukkale Mission』のカバーアート

Rescue in the Snow: Emine's Daring Pamukkale Mission

Rescue in the Snow: Emine's Daring Pamukkale Mission

無料で聴く

ポッドキャストの詳細を見る

概要

Fluent Fiction - Turkish: Rescue in the Snow: Emine's Daring Pamukkale Mission Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:fluentfiction.com/tr/episode/2026-01-23-08-38-20-tr Story Transcript:Tr: Pamukkale'nin bembeyaz travertenleri, kışın karla kaplandığında ayrı bir güzelliğe bürünür.En: The pure white travertines of Pamukkale take on a different beauty when covered in snow during winter.Tr: Bu bembeyaz dünyada, Emine elindeki not defterine yazılar yazıyordu.En: In this snowy world, Emine was writing in her notebook.Tr: Travertenlerin arasında bu kez çok önemli bir sorun vardı.En: Among the travertines, there was a very important issue this time.Tr: Aniden başlayan ısınma, eski traverten teraslarından birini çökertebilecek kadar tehlikeli hale getirmişti.En: The sudden warming had become dangerous enough to collapse one of the old travertine terraces.Tr: Emine'nin gözü, yavaş yavaş ılıman termal suların üzerinden yükselen buharı ve çatlayan kireçtaşını izlerken gökyüzünün donuk griliğine kaydı.En: As Emine kept an eye on the steam rising slowly from the warm thermal waters and the cracking limestone, her gaze shifted to the dull gray sky.Tr: Kemal ve Burcu, Emine'nin genç asistanlarıydı.En: Kemal and Burcu were Emine's young assistants.Tr: Yanında durup ne yapacaklarını bekliyorlardı.En: They stood by waiting to see what she would do.Tr: "Emine, yerel yetkililerin onayı gelmedi mi hâlâ?" diye sordu Kemal, biraz sabırsız bir şekilde.En: "Emine, haven't the local authorities given their approval yet?" asked Kemal, somewhat impatiently.Tr: Emine derin bir nefes aldı.En: Emine took a deep breath.Tr: "Hayır Kemal, gelmedi.En: "No, Kemal, it hasn't come.Tr: Ve burası daha fazla dayanmayacak.En: And this place won't hold much longer.Tr: Travertenlerin tarihi değeri var.En: The travertines have historical value.Tr: Bu, aile mesleğimizin bir parçası.En: This is part of our family trade.Tr: Büyükbabam da burada çalışıyordu," dedi.En: My grandfather worked here too," she said.Tr: Gözleri, travertenlerin masum beyazlığına ama aynı zamanda kırılganlığına döndü.En: Her eyes turned to the innocent whiteness of the travertines but also their fragility.Tr: Zaman azalıyordu.En: Time was running out.Tr: "Ne yapacağız peki?" diye sordu Burcu.En: "What will we do then?" asked Burcu.Tr: "Resmi izni beklemek mi? Yoksa harekete mi geçeceğiz?"En: "Wait for official permission, or will we take action?"Tr: Emine'nin aklı karışıktı.En: Emine was confused.Tr: Bir yanda profesyonel etik kuralları vardı, diğer yanda ise zamanla yarışan bir doğa harikası.En: On one hand, there were professional ethical rules, and on the other hand, there was a natural wonder racing against time.Tr: "Kaybedecek zamanımız yok," dedi sonunda.En: "We don't have time to lose," she finally said.Tr: "Kontrolsüz bir şekilde hareket edemeyiz.En: "We can't act recklessly.Tr: Ama bir planımız var.En: But we have a plan.Tr: Yerel halktan güvenilir birkaç kişiyle travertenleri destekleyeceğiz."En: We'll support the travertines with a few trusted locals."Tr: Bu karar mantıklı gibiydi.En: This decision seemed reasonable.Tr: Emine, meslektaşlarıyla birlikte, güvenli bir şekilde çalışabilmek için diğer yerel işçilerle anlaşarak gece yarısından önce çalışmaları başlattı.En: Together with her colleagues, Emine started the work before midnight by arranging with other local workers to ensure they could proceed safely.Tr: Birkaç gün geçti.En: A few days passed.Tr: Gece yarısı çarpışan elle tutulur soğuk, zorlu bir düşmana dönüştü.En: The palpable cold clashing at midnight turned into a formidable foe.Tr: Fakat onurlu bir çaba ve karmaşık bir iş birliği ile birlikte, traverten terası stabilize oldu.En: However, with honorable effort and complex collaboration, the travertine terrace was stabilized.Tr: Ancak Emine için sonuçlar da vardı.En: But there were consequences for Emine.Tr: Yetkililer ne olduğunu anladığında sorguya çekileceğini biliyordu.En: She knew she would be questioned when the authorities found out what happened.Tr: Travertenlerin altında durarak derin bir nefes aldı.En: Standing beneath the travertines, she took a deep breath.Tr: Derin sorumluluk duygusuyla doluydu, ama yaptığı şeyin doğru olduğunu bilmenin huzurlu bir gururunu taşıyordu.En: She was filled with a profound sense of responsibility, but she carried the peaceful pride of knowing she did the right thing.Tr: Artık, gelecekte karar alırken profesyonellik ile doğru zamanı birleştirmenin önemini daha iyi anlayarak seçimler yapacaktı.En: Now, she would make decisions with a better understanding of the importance of combining professionalism with the right timing in the future.Tr: Pamukkale'nin beyaz karlar altındaki güzelliği, onun için farklı bir anlam taşıyordu artık.En: The beauty of Pamukkale...
まだレビューはありません